Wednesday, October 31, 2012

Trafiiik!


Bu gün trafik çok fenaydı neredeyse hiç yürüyemedik. Ayrıca bugün şehrin hiç görmediğim taraflarını gördüm çok eğlenceliydi.
ÖRNEK:
Burada Ankara’daki gibi geri dönüşümleri kutuya koymak yerine poşete koyuyorlar. Ayrıca dedelerin neden yaratıldığını anladım torunlarına şekerleme vermek için ve bastonlarıyla ezmek için. Ben çok şanslıyım  çünkü  alışveriş merkezinde şapkaların yanında bir kalem ve annem için küpe buldum. Örneklerim bu kadar çünkü bu gün pek gezmedik. Bu gün yemekte Fransız’lara özgü bir tür  kremalı ekmek yedik. Bu gün bana bir şeyler oluyor suyu içki zanettim ve yanlışlıkla BU BENİM PEÇETEM yerine BEN BİR PEÇETEYİM dedim. En önemlisi de 40 yılda ilk kez donatçıya gittik ben en sade donatı aldım oysa çikolata şelaleli donat vardı. Size bahsettiğim ekmekler  dünyanın en güzel ekmekleriymiş meğerse.

Defne

Tuesday, October 30, 2012

Fırtına sonrası

Bu gün New York ta olmak istemezdin çok berbattı çünkü elektirikler kesik olduğu için televizyon çalışmıyor , bilgisayar çalışmıyor , internete bağlanılmıyor dışarıda hava yağmurlu ve berbat herşey berbat ama en azından akşama düzeldi ama onun dışında berbat . eminim Ankara 'da herşey muhteşemdir.Aaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!! Umarın yarın düşüncelerim daha olumlu olur. En kötüsü de cadılar bayramı fırtınadan dolayı ertelendi. Ama aslında biz acayip şanslıyız yani Tüzer ailesi, çünkü herkese ya su bastı ya ışıklar gitti ya da evleri haşat oldu. Bizim sadece biraz başımız döndü  ve biraz fırtına sesi çıktı .Ama en iyi yanı çok güzel bir ingilizcem olacak ve Ankara da olmayan bir çok  şey var burada.

Defne

Monday, October 29, 2012

Bahtsız bedevi bildiriyor....

Hiç fırtınanın göbeğinden bildiren arkadaşınız olmuş muydu? Aha işte şimdi var:

Cuma günü geldik New York'a, keyifli ama zorlu bir yolculuktan sonra. Keyif kısmı dokuz saati geçen uçuşlara BM'nin business class uçma hakkı vermesinden kaynaklanıyordu; zorluk ise bizim serbest bagaj hakkını aynı zamanda bir külfet olarak algılamamış olmamızdan. Dört kişinin ikişer el bagajı hakkını toplam dokuz parça, beheri 25 kilocuk olarak uygulayınca ben uçaklara iniş ve binişte enteresan görüntüler sergiledim. Sonuçta Defnecik bir, Ayça iki, Verda 3 parça, ben de gerisi gibi bir adil paylaşım uyguladık. Tabii gerisi deyince bunlardan biri çevresine çanta bağlayarak el bagajı izlenimi oluşturduğumuz 21 inçlik iMac olduğundan uçak koridorlarında epeyce küfür yedim. Neyse toplamda hemen hemen 400-420 kiloluk bagajla vardık New York'a. E kolay mı taşınmak?

Cumartesi pastırma yazı gibiydi; Verda'nın doğum gününü NY'de turist gibi dolaşarak (artık resident olduk ya!) kısa kollu gömleklerle geçirdik. Vay be diyecekken Sandy eşikte belirdi. Dün öğle saatlerinde tüm toplu taşımın saat 19 gibi kapanacağını bildirdiler, biz de otele döndük. Bu arada kiraladığımız ev ancak 15 Kasımda falan hazır olacağı için bir aylık suit daire tutmuştuk Marmara Manhattan'da. Neyse döndük otele ama televizyonda boyuna gün başına her kişi için birer galon su depolayın, ekmek alın, elektriksizliğe hazır olan falan dedikleri için ben karşıdaki markete yollandım hemen. Market birer koli su kapmış çılgın Amerikalılarla doluydu haliyle ve ekmek namına yalnızca 'Lebanese pita' ve 'Cinnamon raisin bread' kalmıştı kimse yemediği için! Neyse ben de birkaç şişe su ve lastik kıvamındaki 'Vermont full wheat English muffin' cesetlerini alarak otele döndüm. Akşam bir numara yoktu havada, doğru dürüst yağmur rüzgar bile yoktu. Sabaha karşı, biraz da jet-lag etkisiyle bizim kızlar rüzgardan uyandılar ve böylece güne 5.30'da başladık aslan gibi. Normal koşullarda bugün bizim kızların okulda görüşmesi vardı, yarın da okula başlayacaklardı ama tabii ki tüm okullar tatil oldu. Toplu taşım kapalı olduğundan pratik olarak heryer de kapalı, zira çalışanlar gelemiyor.

Sabahtan beri oteldeyiz; ben iki kez karşı markete gittim yalnızca. Gıda aldık, mutfağımız var, Manhattan'da elektrik kesintisi beklemiyoruz ama kesilirse pek bir hoş olacak. Neyse aç ve susuz kalmayız ama rüzgar başka konu. Eğer tuttuğumuz eve taşınmış olsaydık şimdi daha beter durumdaydık zira nehir kıyısında olup vali tarafından evlerinden çıkmaları istenen 375 bin kişiden dördü olacaktık!  Otelin 28inci katındayız rüzgar vurdukça hafif sallanıyoruz. TVde bir hava durumu sunucusu zeminde 30 mil hızı olan rüzgarın 30^uncu katta 50, 60'ıncı katta 100 mil hızı olacağını müjdeledi, içimiz pek bir hoş oldu. Biraz önce binanın görevlisi gelip binanın tamamıyla güvenli olduğunu ama rüzgarla uçup gelebilecek sandalye falan gibi şeylere karşı perdeleri kapalı tutmakta fayda olduğunu (28.katta!) ve birşey için aşağıya inmek gerekirse asansör kullanmamanın daha emin olacağını söyledi. 

Şimdi, tüm yetkililer bu akşam 6 ile 12 arasında fırtınanın en şiddetli halinin olacağını ve sabaha kadar gücünün azalacağını söylüyor. Akşam altıdan sonra 3.5 metrelik dalgalar 70 mili geçebilecek rüzgar hızı bekleniyor. Hoşbulduk New York'ta resmen!!  

Sunday, October 28, 2012

Kaldığımız yerden devam!!!

2008'de birkaç diş aldığımız elmayı adam akıllı dişlemek için yeniden New York'tayız! Hem de bu sefer cümbür cemaat, ma-aile, hep birlikte... Bunu sağlayan UNFPA Genel Merkezindeki bir göreve seçilmem oldu. 1 Kasım'da iş başı yapacağım ama 26 Ekim'den beri geldik kurulduk New York nahiyesinin göbeğine. Bu sefer blogu ailesel bir blog tarzında yürüteceğiz. Önce bizim Defne başlıyor sizler için:

Merhaba babamın dediği gibi benim adım Defne. Aile Blog 'u yapma fikri benim fikri benim fikrimdi, bu fikri neden aklımdan geçirdiğimi sorarsanız eğer çünkü : Daha eğlenceli ve daha ilginç şeyler yazıp fotoğraflayacağmızı düşündüm. Biliyorum 9 yaşında bir kız çocuğuna (Baba: aslında sekiz) göre çok akıllı ve imalı konuşuyorum (!). Şimdi size bu gün yaşadığım olaylardan bahsedeceğim: Corn Dog yedim ve size  önermem. Bugün New York' da akşama doğru fırtına koptu ve biz evde mahsur kaldık. Ama yarın malesef kocaman bir fırtına olacakmış ve bütün gün evde oturacağız.Ve bu yüzden babamı markete yolladık. Artık hepimiz anladık ki New York 'ta da hergün yaz değilmiş. Ve benden bu kadar.