Dun geldigimizden beri ilk kez cocuksuz birkac saat gecirdik. Bize inanilmaz yardimi olan sevgili dostum Coskun sayesinde ogleden sonra 2 matinesine Mamma Mia muzikaline Verda ile gidebildik. Muzikalin gerek sahne gerekse muzik kalitesine diyecek yoktu. Inanilmaz eglendik ve muhtesem Abba sarkilarini tekrar hatirladik. Ilginc olani mizansendi. Bir kere her zaman oldugu gibi isin icine bir Grek unsuru katilmisti, olaylar bir Yunan adasinda geciyordu. Verda ile bunu biraz tartistik ve bunun bir entrika olmayip esasen bir gecmise ve koke sahip olmayan Amerikalilarin kendilerine bir tur psodo-tarih yaratma cabasinin devami olduguna karar verdik. Hemen hem tum ABD sehirlerinde klasik Roma/Yunan mimarisine atifta bulunan sutunlu, tastan, eski gorunumlu binalardan bolca gorebilirsiniz. Koksuzlukten kurtulmanin yolu olarak bulmuslar bunu sanirim. Ayni seyi tiyatroda, bolca icad ettikleri `gelenek`lerinde, antikaci dedikleri ama icinde en eski sey 1900'larin basinda Cekoslovakya'dan gelmis cay fincanlari olan dukkanlarinda da gorebilirsiniz. Tum universitelerde ogrencilerin klupleri vardir (frathouse) ve isimleri de Phi-Eta-Gamma ya da Ipsilon-Teta-Alfa gibi birseydir. Adamlar `biz koklu bir uygarligiz` diyebilmek icin kendilerini paraliyorlar. Yillar once JHPIEGO'daki merhum dostumuz Terry bize Washington DC'de bir-iki binayi gosterip `bunlar neredeyse 250 yillik` dediginde ona `bizde 2000 yilliktan yeni yapitlara eski denmez` diye hava attigimi hatirliyorum da...
Neyse Mamma Mia'nin diger ilginc, belki de beklenebilir tarafi ise mizansenin tumuyle Amerikan kliselerine oturtulmasiydi tabii. Basta biraz aykiri gibi gelen bir kadinin ayni gunlerde birlikte oldugu uc erkekten hangisinden oldugunu bilmedigi kizinin babasini arayisi, sonunda uc erkekten birinin kadinin en eski arkadaslarindan birine aniden asik olup evlenmeye karar vermesi. ikincinin aslinda gey oldugunu aciklamasi, ucuncunun ise - salondan yukselen aaaaah sesleri arasinda - 21 yildir gormedigi kadina askinin hic sonmedigini soyleyerek evlenmeleriyle alkis ve gozyaslarina boguldu. Sanki insanlarin moodunu da idare eden bir orkestra sefi mevcuttu. E biz de insaniz tabii, olaya soguk kalamadik ve disariya kirlarda seke seke kosan cocuklar gibi, sen sakrak, hoplaya ziplaya mutluluk icinde ciktik.
Thursday, May 8, 2008
Monday, May 5, 2008
Geziyoruz vesselam
Friday, May 2, 2008
Gurultucu bunlar azizim
Sabah beni karsiya geciren teknenin musterileri sehre dagitan otobuslerinde basliyor gurultu. Adamlar yola cikar cikmaz non-stop telsiz konusmalari: `Roll-out roll-out... Go! Go! Go!` Yol boyunca mutemadiyen otobuslerin numaralarini anons ederek yerlerini soruyorlar. Sanirsiniz Mars'a gidiyoruz, adamlar her daim ayni yolda ring seferi yapiyor olup olacagi. 42inci sokak bol miktarda polis arabasinin cirit attigi ve hatta buyuk bir polis merkezinin bulundugu bir bolge. Gun icinde farkli farkli saatlerde yol kenarlarinda park etmis 6-7 araclik polis konvoyu aniden sirenlerini aciyor, isiklarini yakip sonduruyor ve boydan boya 42yi kat ediyor. Onceleri filmlerdeki gibi kovalamaca oluyor sanmistim sonra bir gun baska bir yerde gercek kovalamaca gorunce sadece boy gosterdiklerini anladim. Hani `biz buradayiz, akilli olun, gibilerinden. Gercek kovalamaca ise bayagi korkutucuydu. Kacani goremedim ama sireni sonuna kadar acmis polis oyle bir hizla gecti ki, adam bir hata yapsa katliam olacak. Dedim ya bunlar bayiliyor gurultuye
Thursday, May 1, 2008
Homo urbanus Hobokenii
Bugun size bir aydir icinde yasadigim yaratiklardan bahsetmek istiyorum. Insan cinsinin bir yan dali olan bu erkek ve disiler cok tipik ozelliklere sahip. Ornegin bir yerde beklemeleri gerekiyorsa, mesela otobus, vapur falan onunde hemen kendiliklerinden kuyruk oluyorlar. Bu konuda o kadar azimliler gibi tekne iskeleye yanasmis ve kuyruk ilerlemekteyken bile bulunduklari yerde beklemek yerine iskelenin aksi yonunde ta kuyrugun sonuna dek ilerliyor ve kuyrukla beraber tekneye donuyorlar. Yarimadanin tunellerinde seyahat eden kuzenleri Homo urbanus Manhattanopsis'lerin aksine toplu tasim araclarinda asla uyumuyor ve 15 dakikalik yol sirasinda en az iki kez telefon konusmasi yapiyor ve maillerini en az bir kez kontrol ediyorlar. Okuma aliskanliklari da yeralti varyantindan farkli: bunlar hic kitap okumuyor, nadiren gazete karistiriyor, bu durumda da mutlaka Wall Street Journal aliyorlar ellerine. Sira takip etme aliskanliklari o denli kuvvetli ki otobus ya da tekneden inerken once her koltukta oturan koridora ciksin diye bekliyor ondan sonra inmeye tesebbus ediyorlar. En favori aksesuarlari gunes gozlukleri ve kahve kaplari. Aralarinda beyaz olmayan kimse yok.
Bugun 42inci sokakta otobusten inip ofise yururken birden deja vu duygusu kapladi icimi. Sonra hatirladim ayni Hair filminde askerlik burosuna giden Claude Bukowski gibiydim. Cevremde herkes bir noktaya odaklanmis bakislariyla hizli hizli saga sola giderken, ben islik cala cala aheste beste ilerliyordum kalabaligin icinde. Tabii islikla caldigim da `Aquarius` idi. Galiba bu sehri seviyorum.
Bugun 42inci sokakta otobusten inip ofise yururken birden deja vu duygusu kapladi icimi. Sonra hatirladim ayni Hair filminde askerlik burosuna giden Claude Bukowski gibiydim. Cevremde herkes bir noktaya odaklanmis bakislariyla hizli hizli saga sola giderken, ben islik cala cala aheste beste ilerliyordum kalabaligin icinde. Tabii islikla caldigim da `Aquarius` idi. Galiba bu sehri seviyorum.
Friday, April 25, 2008
Kizların keyfi yerinde
Kızlar geldiğinden beri düzenli yazamaz oldum herkes de acaba sıkıntı mı var diye merak etmeye başladı. Efendim sorun şu ki fazlasıyla eğlenmekteler. Gecenin bir yarısına kadar sokaklarda sürtünce sabah ancak kalkıp işe yetişiyorum, ofiste de yoğunluk devam ediyor. İşte bu nedenle geriye dönük yazmam gerekti.










Tabii bu kadar eglenceden sonra biraz da yoruluyorlar
İşte size eğlenen kızlarım:











Tabii bu kadar eglenceden sonra biraz da yoruluyorlar
Tuesday, April 22, 2008
Manhattan sokaklarinda
Bugun evlilik yildonumumuz. Ogleden sonra Verda ve kizlari Manhattan Cocuk Muzesine goturmek icin onlarla Times Square'de bulustuk metroya indik. Hesapta Central Park'in guneybati kosesine gidecegiz. Ama meger eksprese binmisiz tren bir turlu durmaz. Muze istasyonundan yildirim gibi gectik sonunda durdugumuzda Harlem'in gobegindeydik. Tabii hemen karsiya gecip ters yone ekspres olmayan bir trene bindik ama muzeye gidecek zaman kalmadi. Bari baska yere gidelim derken kendimizi Washington Square'de bulduk. Ortada bir park, guneste cimlere uzanmis New York universitesi ogrencileri, nefesli calgilar calan 11 zenciden olusan bir cazbant (dedem oyle der de), herkes baharin tadini cikartiyor. Bizim kizlar hemen bir oyun parki kesfettiler ve kendilerini salincaga attilar. Gunu Vietnam yemekleriyle kapattik. Her zamankinden farkli bir yildonumuydu ama cok keyifliydi.
Tuesday, April 15, 2008
Bunlar niye batıyor anladım
Ya da en azından tahmin ediyorum: Bütün sorun ilgisizlik, ya da aldırmazlık. Memleketin herşeyi abartılı ya, hafta sonu bir external hard drive alayım bilgisayarıma dedim doğru Best Buy'a yollandım. Bilmeyenler için adeta bir elektronik cenneti olduğunu söylesem yeter. Gelmeden önce bizim teknomarketlerde baktığım 200 GB büyüklüğündeki diskler 150-200 dolar aralığındaydı, sanırım gözümün kararmasına da bu sebep oldu. 1 terabyte kapasiteli yani bin gigabyte, 1 milyon megabyte veya bir başka deyişle ormanlarda 1 trilyon kaplan gücünde bir diski 219 dolara görünce kendimden geçmişim. Kısa sürede kendisiyle ev arkadaşı olma teklifimi kabul etti ve koltuğumun altına yerleşti. Gelgelelim eve gelince işler değişti, bizim notebook nuh diyor peygamber demiyor. Kendilerini halvet edebilmek için çok uğraştım, destek telefonları falan ama olmadı. Neticede ertesi gün kös kös en yakın Best Buy'a yollandım ve iade kuyruğuna girdim. Tabii bir yandan da uzun senaryolar yazmaya çalışıyorum iade sebebini sorduklarında ikna edici olsun diye. Boşa zahmetmiş, kasadaki teyzem kutunun içine şöyle bir baktı hemen işlemi tamamladı. O zaman dedim ki bunların batma nedeni açık: Eminim cin vatandaşlarım hard disk ambalajının içini boşaltma, 29 gün 11 saatte bir malı değiştirme gibi parlak fikirleri uygulamak için bol zemin buluyorlardır bu ülkede. E son zamanlarda sayıları da arttıysa bu ülkede, tabii ki batacaklar hiç şansları yok.
Monday, April 14, 2008
I see dead people
Ofiste her an kucuk bir sarisin cocuk bunlari fisildaycak diye bekliyorum. In cin top oynuyor, ustelik top bile susturuculu sanirim! Ogleden sonralari adeta goz kapaklarimin uzerinde birileri oturuyor. Mabette gibiyim. Oysaki evde invazyonun ikinci safhasina gectigimiz icin durum tam tersi. Hafta sonu bizim kizlar (her ucu de) elma puresi yapmaya geldiler. Artik nufusumuz 4 oldu Hoboken sokaklarinda. Tabii Ayca ile Defne simdiye dek kucuk harflerle konusma aliskanligi edinmedikleri icin boyuna onlara bu evin bizimki gibi olmadigini, her yonde komsularimiz oldugunu anlatmak gerekiyor. Ote yandan Ayca beni afallatacak kadar hizla Ingilizce parcalamakta. Dun bir markette bizden ayrilmis, bir kadina peynir ikram etmeye calisiyordu: Cheese we eat? Defnecik ise neden burada herkesin Ingilizce konustuguna bir turlu ikna olamadi. Her seferinde bir daha soruyor ama Ayca'dan asagi kalmamak icin de azimli, hemen onun arkasindan tekrar ediyor dediklerini.
Friday, April 11, 2008
Amiralim batiyoruz
Geldigimden beri ucuncu havayolu sirketi iflasini ilan etti. Burada bir tur bakkal isleten arkadasim gecen yila gore isinin cok daha kotu oldugunu hele evlerin artik hic para etmedigini soyluyor. Ekonominin basindakiler gayrimenkul almaya niyeti olanlarin gelecek 10 yil bir kazanim beklememeleri gerektigini soyluyor. Ote yandan gece bir Manhattan'a bakin; yalnizca Empire State Building icin yaptiklari aydinlatma kucuk bir sehrin elektrik gereksinimini karsilayacak duzeyde. Aslinda gordugum kadariyla Amerikanin durumu sokaktaki insanlarina benziyor: ilk bakista acayip havalilar, giysiler, gozlukler, aksesuvarlar; ama biraz yakindan bakinca cizmenin topugu asinmis derinin altindan ahsap topuk gorunuyor, ceketin kol agizlari tiftiklenmis, falan filan. Alti kaval ustu sishane anlayacaginiz.
Thursday, April 10, 2008
Gündüzler bir farklıymış
Birkaç gündür soğuk algınlığı bulgularım vardı dünden beri iyice azdı ve bu sabah tam anlamıyla yataktan kalkamadım. Günü evde biraz yatarak biraz tv seyrederek bolca sıkılarak geçirdim. Bu arada da gündüzleri evin, özellikle de telefonun kurda dönüştüğünü keşfetmiş oldum. Bu Amerikalılar nasıl dayanıyor bilmem yarım saate bir evin telefonu çalıyor. İlk seferinde pek bir heyecanlandım beni kim arar diye ama sonra anladım. Telefonla taciz tam anlamıyla üstelik de o kadar usturuplu ki, ilk arayanı canlı biri sandım bant kaydı değil. Biri bana "sizin kredi kartınızın faizi çok yüksek" diye anlatmaya başladı ben de 1 dakika kadar uyanamadım. Sonra "yahu bunlar benim kartımı internet işlemlerinde kabul bile etmiyor faizini nerden bilecekler" diye olayı farkedip kapattım. İkincide daha hazırlıklıydım ama üçüncü beni gafil avladı çünkü gerçekten canlı bir operatör çıktı. Neticede günü eve radyo programları hakkında altı gün sürecek bir anket gelmesini kabul ederek kapamış oldum. Birşey değil motor gibi konuşan kadının son sözlerini bir türlü anlayamadığımdan 10 dakika falan fazladan konuştuk meğer "göndereceğimiz anketi geri göndereceksiniz değil mi?" gibilerinden abzürd birşey diyormuş. Evet desem ne olacak hayır desem ne olacak sanki!
Wednesday, April 9, 2008
Dumanalti oldum

Dun aksam elmanin lezzetli tarafindan bir isirik aldim: Madison Square Garden'da Carlos Santana konserine gittim. Amca mukemmeldi, daha once gormedigim icin MSG de etkileyiciydi, tabii en ucuz bileti aldigimiz icin sahneden 4 kat yukarda, sanki yan binadan seyrediyormus gibiydik ama en azindan sahnedeki insanlarin cinsiyetleri (buyuk oranda) anlasilabiliyordu. Tabii son zamanlarda duetlere kendini veren abimiz konsere unlu partnerlerini getiremedigi icin etkisi o kadar muhtesem degildi ama kesinliklikle degdi.
Ama gecenin hit olayi neredeyse kaldirimda bile sigara icenlere kotu bakan Manhattanlilarin konserde marijuana icenlere karismamasiydi. Iki emekli hippi sag alt caprazima yerlesmis (tabii ben en en en arka sirada oldugum icin arkamda olmalarina ihtimal yoktu) dakika bir yaktilar cigarayi. Burnuma tatlimsi-eksimsi o mahut koku (Amsterdam'a gidenler iyi bilir) geliyor bir turlu anlamiyorum. Sonunda gordum ictiklerini ama aldiran yok, tuhaf dogrusu. Yanimda oturan Bulgaristan BM misyonundan bir amcam var, adama 'kokuyu duyuyor musun diyorum' bana 'evet bira biraz garip kokuyor' diyor. Neticede ben konser boyunca dumanalti oldum hatta bir ara biraz uyukladim sanirim. Sonrasinda evin yolunu bulabildigime gore pek de ciddi birsey degilmis herhal.
Tuesday, April 8, 2008
Kim tutar seni!
Bugun ofis hiyerarsisinde cok onemli bir yukselme kaydettim: Artik tuvalet anahtarim da var! Inanabiliyor musunuz artik oglen yemegi icin disari cikmayi beklemek ya da sirf tuvaletini kullanmak icin giristeki Starbucks'a gitmek zorunda degilim! Tabii Starbucks'a her giriste utanip bir de kahve aldigimdan biraz maksadini asan girisim halini aliyordu, sonucunda kisir donguye giriyordum. Bu arada Starbucks'in tuvaletinde acilan yeni Starbucks subesi espirisine neredeyse inanacagim; giristeki Starbucks bir bankanin bekleme salonunda acilmis durumda...
Klişeler ülkesi
Adeta Truman Show içinde yaşar gibiyim. Cumartesi sabahı binadan çıktım ve neredeyse çiğneniyordum. Ben nasılsa hafta sonu, Hoboken'in yuppi ahalisini pek göremem herhalde diye düşünmüştüm ama meğer hafta sonunun da sürü halinde yapılan ritüeli varmış. Gördüğünüz binayı çepeçevre dolaşan kaldırım oluyor bir koşu pisti. Hafta içi sürüler halinde iskeleye üşüşen yuppiler ise hafta sonu filolar halinde koşuyorlar. Haliyle de sakin sakin gazete arayışına çıkan bendeniz az kalsın beşli bir grubun altında kalıyordum. Herkes en koyu renk eşofmanları ve en parlak koşu ayakkabılarını çekmiş, mutlaka Ipodlar takılmış, Ipodu olmayanlar utançtan "Ben zaten koşarken müzik dinlemenin tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Bakınız Başkan Bush nasıl helikopterin merdiveninden düşmüştü" havasında. Bu arada jogging değil koşu pisti dedim çünkü herşeyde olduğu gibi bunu da abartıyorlar; hepsi canını dişine takmış bitiş çizgisine depar atar gibi kan ter içindeler. Galiba ne kadar hızlı koşarsam o kadar çabuk zayıflarım düşüncesi hakim.
Truman Show dedim ya, bana bunu en çok hatırlatan ferry önündeki kuyruk. Resimde bir parça görünüyor ama durum şu: 1.sahne - tekne yok iskelede 1-2 kişi dışında kimse yok; 2.sahne - tekne uzaklarda belirmiş, iskele önüne gelenler hemen kuyruk olmuş; 3. sahne - tekne iskeleye yaklaşmış 10-15 metre mesafede o ana dek iskelenin başındaki tabela önüne kuyruk olan ahali kuyruğu bozmadan aniden hep birlikte ilerleyerek iskelenin üzerine çıkıyor ve 4.sahne - kuyruk ile tekne aynı anda iskelenin ucunda buluşuyor! Her seferinde kulak kabartıyorum kemanları duyabilecek miyim diye ama henüz duyamadım.
Truman Show dedim ya, bana bunu en çok hatırlatan ferry önündeki kuyruk. Resimde bir parça görünüyor ama durum şu: 1.sahne - tekne yok iskelede 1-2 kişi dışında kimse yok; 2.sahne - tekne uzaklarda belirmiş, iskele önüne gelenler hemen kuyruk olmuş; 3. sahne - tekne iskeleye yaklaşmış 10-15 metre mesafede o ana dek iskelenin başındaki tabela önüne kuyruk olan ahali kuyruğu bozmadan aniden hep birlikte ilerleyerek iskelenin üzerine çıkıyor ve 4.sahne - kuyruk ile tekne aynı anda iskelenin ucunda buluşuyor! Her seferinde kulak kabartıyorum kemanları duyabilecek miyim diye ama henüz duyamadım.
Sunday, April 6, 2008
Biraz da resim
Evimden gece manzaram böyle işte
Sabahları da buna biniyoruz aşağıdaki abla ve abilerle beraber
Evim soldaki kulenin 11inci katında
Friday, April 4, 2008
Bu sabah yagmur var Manhattan'da
ve de ustelik gunlerden Cuma. Yani hergun takim elbiselerini, tayyorlerini cekip iskeleye gelen komsularim yani Hoboken ahalisi bugun buyuk bir yaraticilikla hepsi blucin giymis olarak sokun eylediler. Cumalari okullardaki serbest gunler gibi ya buralarda, bunlarin da aklina gene bir ornek giyinmekten baska birsey gelmiyor. Bendeniz ise pek guvenemedigimden gene ceketimi, kravatimi takmistim ve aralarinda adeta bir otel kapicisi gibi grand tuvalet arz-i endam eylemekteydim. Ote yandan gercek yaraticiliklarini semsiye konusunda sergilediklerini de inkar edemem. Her renk, ebat, cins semsiye oldugu yetmezmis gibi yagmur sayesinde gunun konusu da buydu. Asansorde yanimdaki kiz tanimadigi birine semsiyesini begendigini soyledi sonra arkadasiyla 19 kat boyunca "Jerry'nin sari semsiyesi, Jane'inki benekli, oburu adeta balon gibi" muhabbeti ettiler. Adamlar zaten iri bir de bazilarinin yaptigi gibi plaj semsiyesi ebadinda seylerle dolasinca kendimi devler ulkesindeki Gulliver gibi hissediyorum.
Thursday, April 3, 2008
Sabah sabah
Kendime bir kahvalti hazirlayayim dedim ve o zaman mutfagin aslinda gorundugu gibi olmadigi ortaya cikti. Jambonlari tavada kizartirken alarmlar otmeye basladi. Meger havalandirma yokmus. Pencereleri acip alarmi susturana dek aklim cikti. Birazdan itfayeciler kapiyi baltayla kirip girecek, rezil olduk Allahim, cok mu lazimdi jambonlu yumurta dusunceleriyle gecen 2 dakika sonunda sustu ve kapiya da kimse gelmedi.
Wednesday, April 2, 2008
Annecigim yuppi olmusum
Sabah Manhattan manzarali evimden ciktim ve 200 m ilerdeki NY Waterway iskelesine gidip Manhattan'a gecmek icin ferry beklemeye basladim. Bir anda iskele onunde kuyruk oldu Hoboken ahalisi ama ne kuyruk: Adamlarin hepsi takim elbise ve omuzda notebook cantasi, kadinlarda diz hizasinda tayyor ve siyah coraplar, alayi siyah paltolu! Bendeniz ise acik mavi yelkenci kabaniyla aralarinda kayboldum. Herkes siyah gunes gozluklerini cekti ve birbirlerine birbirlerine bakmamaya dikkat ederek motora binip kari koca olmadikca yanyana oturmadan karsiya gecti. Bizim binalar grubu yuppilerin cennetiymis meger!
Tuesday, April 1, 2008
Ve sonra Ramiz geldi
Bir anda hersey halloldu. Adam herkesi taniyor ve herseyi yapabiliyor. Artik odam, bilgisayarim, internet erisimim ve yapacak bir isim bile var. Ama gene de burasi bize gore cok light calisiyor gibi. Bakalim ayine-i devran neler gosterecek.
Uzaklardaki adaminiz
Uzaklardaki adaminiz
Oooh keyfe bak
Ofise geldim goremedim giremedim...Binaya girmek cok zor degildi ama unfpa kapisina geldigimde guvenlikci ne detail assignment ne demek biliyordu ne de DASECA'yi. Bana tel listesini uzatti Olive'i aradik yok Ramiz listede bile yok o sirada daha onde DASECA'da calismis bir kadin gelip beni yukari cikardi. Neyse rahatladik ama ofiste yalnizca Marta var. Olive dun emekli olmus saat ona ceyrek var yalnizca Ann Pettigrew geldi. Marta 1-2 gune giris karti cikarirsin dediginde yuregim daraldi neyse sonra bir tanidik buldu en azindan bina ici giris kartini aldim. Simdi bina kapisina acaba kim haber verecek diye dusunuyoruz. Bilgisayara bakanlar gelirse insallah bilgisayar kullanabilecegim. Iste size ilk 45 dakika...
Bu arada Marta 7 aydir buradaymis
Bu arada Marta 7 aydir buradaymis
Bu adamlar bi tuhaf
Iste size ilk magazinel izlenimler: Ustlerinde kaban ve bere altinda sort, ciplak ayaklarina parmak arasi terlik giymis adamlar var (hava 8 derece) Bu sabah laci takimin altina sipidik terlik giyen bir kadin gordum olecektim.
Metroda oturan herkes gunun hangi saati olursa olsun uyuyor uyumayan 3 kisi de ansiklopedi ebadinda kitaplara gomuluyor. Herhalde tek bacakli 150 yasinda bir hamile bile gelse ayaga kalkmamak icin.
Bu zencileri tek tek gezdirmek lazim sayilari ikiyi gecti mi bagirmaya basliyorlar.Bir de en zor asimile olacaklar Hintliler bence adamlarin sicak nohutla dolu agizdan konustuklari ingilizce hic degismiyor.
Birazdan ofise varacagim bakalim orada ne antikaliklar var.
Metroda oturan herkes gunun hangi saati olursa olsun uyuyor uyumayan 3 kisi de ansiklopedi ebadinda kitaplara gomuluyor. Herhalde tek bacakli 150 yasinda bir hamile bile gelse ayaga kalkmamak icin.
Bu zencileri tek tek gezdirmek lazim sayilari ikiyi gecti mi bagirmaya basliyorlar.Bir de en zor asimile olacaklar Hintliler bence adamlarin sicak nohutla dolu agizdan konustuklari ingilizce hic degismiyor.
Birazdan ofise varacagim bakalim orada ne antikaliklar var.
Subscribe to:
Posts (Atom)